Jean-Paul Guerlain'in en önemli eserlerinden biri olan Derby, ilk olarak 1985'de piyasaya çıkmıştı. Jean-Paul Guerlain'in Tunus'daki El Djem amfitiyatrosunu ziyaretinden sonra Derby'yi oluşturma fikrinin çıktığı belirtiliyor. Gelmiş geçmiş en başarılı erkek parfümlerinden biri olarak kabul edilen bu parfüm, 2012 yılında şişe değişikliği geçirerek tekrar piyasaya sürüldü. Benim kullandığım, 2014 Aralık ayı üretimi olan şişe. Vintage versiyonun incelemesini de o şişeye sahip olan bir parfümsevere bırakıyorum.
Tanıtımlarında, sürekli "uygar ve barbar" vurgusuna yer verilmiş olan parfümün, gerçekten de hem zarif hem de vahşi bir koku karakteri var. Aynı parfüm içinde bu iki unsuru aynı başarıyla sergileyebilmenin ayrı bir ustalık olduğunu belirtmek gerekiyor.
Derby, aromatik otlarla karışık oldukça eski tarz aldehitli turunçgiller, kısa ama yoğun ve güçlü bir açılış yapıyor. Hemen arkasından, ferah yumuşak baharatlar ve erkeksi çiçekler devreye giriyor. Bolca küçük hindistan cevizi buruk, melankolik ve hafif tatlı bir hava verirken sardunyanın tatlı çiçeksiliği de buna eklenince orta notalar hissedilir oranda tatlanıyor. Fakat boğucu ve şekerli bir tatlılık değil bu, biraz buruk ve çiçeksi. Bu bölümün, zaman zaman bana alkollü içki hissi veren bir tarafı da oldu. Daha sonra miskle karışık yumuşak bir odunsuluk, aşırıya kaçmadan ortaya çıkan hafif dumansı, kibar bir deri ve bunlara eklenen yumuşak bir vetiver parfümün maskülen yönünün artmaya başladığı bölümler. Derinlerden yavaş yavaş kendini hissettiren meşe yosunu, parfüm ilerledikçe daha belirgin hale geliyor ve parfümün “eski” karakterini destekleyen, vurgulayan bir özellik katıyor. Sonlarda karanlık ve dumansılığı oldukça artmış kuru bir odunsuluk hakim. Havalandırılmayan ve çokça sigara içilen bir odada, uzun süre zaman geçirdiğinizde deri ceketinize, saçınıza başınıza, kazağınıza sinen ve üzerinizdeki parfümle karışıp hem itici hem de tuhaf bir biçimde çekici gelen koku gibi son bölümler ve oldukça uzun süre kalıyor bu koku. Son kısım parfümün en maskülen safhası bana göre. Derby’nin kalıcılığı, özellikle kıyafette ve saçta oldukça uzun. Farkedilirlik ise başlarda yüksek, orta notalardan itibaren normal seviyelerde. 4-5 saat sonra tene yaklaşıyor ama yakın mesafeden kendini hep hissettirerek uzun saatler bu şekilde devam ediyor. Derby, ilk bölümlerde gayet unisex ve elegant bir yapıdayken, ikinci bölümde giderek artan bir ivmeyle maskülen ve maço karakterini ortaya çıkarıyor. Son derece katmanlı, çok boyutlu, derinlikli, dinamik. Teknik anlamda adeta bir gövde gösterisi gibi. Bugünün trendlerine hiç uymayan kokusu ve baştan sona eski kokması nedeniyle pek benim kullanabileceğim bir parfüm değil belki ama parfüm dünyasının belli bir dönemini en üst seviyede temsil eden, son derece nitelikli ve şapka çıkarılacak bir eser. Benim gibi sadece kullanacağı parfümlerin şişesini edinenlerin değilse bile koleksiyon yapan her parfümseverin mutlaka koleksiyonuna eklemesi gereken eşsiz bir parfüm.
Tanıtımlarında, sürekli "uygar ve barbar" vurgusuna yer verilmiş olan parfümün, gerçekten de hem zarif hem de vahşi bir koku karakteri var. Aynı parfüm içinde bu iki unsuru aynı başarıyla sergileyebilmenin ayrı bir ustalık olduğunu belirtmek gerekiyor.
Derby, aromatik otlarla karışık oldukça eski tarz aldehitli turunçgiller, kısa ama yoğun ve güçlü bir açılış yapıyor. Hemen arkasından, ferah yumuşak baharatlar ve erkeksi çiçekler devreye giriyor. Bolca küçük hindistan cevizi buruk, melankolik ve hafif tatlı bir hava verirken sardunyanın tatlı çiçeksiliği de buna eklenince orta notalar hissedilir oranda tatlanıyor. Fakat boğucu ve şekerli bir tatlılık değil bu, biraz buruk ve çiçeksi. Bu bölümün, zaman zaman bana alkollü içki hissi veren bir tarafı da oldu. Daha sonra miskle karışık yumuşak bir odunsuluk, aşırıya kaçmadan ortaya çıkan hafif dumansı, kibar bir deri ve bunlara eklenen yumuşak bir vetiver parfümün maskülen yönünün artmaya başladığı bölümler. Derinlerden yavaş yavaş kendini hissettiren meşe yosunu, parfüm ilerledikçe daha belirgin hale geliyor ve parfümün “eski” karakterini destekleyen, vurgulayan bir özellik katıyor. Sonlarda karanlık ve dumansılığı oldukça artmış kuru bir odunsuluk hakim. Havalandırılmayan ve çokça sigara içilen bir odada, uzun süre zaman geçirdiğinizde deri ceketinize, saçınıza başınıza, kazağınıza sinen ve üzerinizdeki parfümle karışıp hem itici hem de tuhaf bir biçimde çekici gelen koku gibi son bölümler ve oldukça uzun süre kalıyor bu koku. Son kısım parfümün en maskülen safhası bana göre. Derby’nin kalıcılığı, özellikle kıyafette ve saçta oldukça uzun. Farkedilirlik ise başlarda yüksek, orta notalardan itibaren normal seviyelerde. 4-5 saat sonra tene yaklaşıyor ama yakın mesafeden kendini hep hissettirerek uzun saatler bu şekilde devam ediyor. Derby, ilk bölümlerde gayet unisex ve elegant bir yapıdayken, ikinci bölümde giderek artan bir ivmeyle maskülen ve maço karakterini ortaya çıkarıyor. Son derece katmanlı, çok boyutlu, derinlikli, dinamik. Teknik anlamda adeta bir gövde gösterisi gibi. Bugünün trendlerine hiç uymayan kokusu ve baştan sona eski kokması nedeniyle pek benim kullanabileceğim bir parfüm değil belki ama parfüm dünyasının belli bir dönemini en üst seviyede temsil eden, son derece nitelikli ve şapka çıkarılacak bir eser. Benim gibi sadece kullanacağı parfümlerin şişesini edinenlerin değilse bile koleksiyon yapan her parfümseverin mutlaka koleksiyonuna eklemesi gereken eşsiz bir parfüm.
.
Yorum